Yaşlı, Yaşlanma ve Yaşlılık Kavramları

Yaşlılık Dönemine Bağlı Değişimler

            Yaşlı bireylere karşı oluşturulmuş toplumsal bir bakış söz konusudur. Yaşlı bireyler toplum tarafından genelde hasta bireyler olarak algılanırlar ancak bu bakış açısı son derece yanlış bir bakış açısıdır. Yaşlı birey, hasta birey demek değildir. Kişiler ‘Yaşlanıyorum’ bu dünyanın en kötü şeyi diye düşünmektense ‘Yaşlanıyorum ve dünyanın normal döngüsüne ayak uyduruyorum’ diye düşünmesi ve yaşlılıktan korkmaması gerekmektedir. Yaşlılıkta bazı olumsuzluklar meydana gelse de yaşlılık dönemi aynı zamanda hayat boyunca gösterilen emek ve çabanın karşılığının alındığı dönemdir.

1.Fiziksel Değişimler

            İnsanlar yaş aldıkça organlardaki yenilenme mekanizmasındaki yavaşlama, durma ve yıpranma payındaki fazlalaşma ile fiziksel değişimler belirmektedir. Birey yaş aldıkça kronik hastalıklar düzenli bir biçimde artmaktadır. Ayrıca kalp ve damar hastalıklarında gözle görülür artış, duyu organlarında yetersizlikler, fiziksel hareketlerde azalma ve yetersizlik, davranış ve reflekslerde yetersizlik, kemiklerde erime ve kireçlenmeler görülmektedir fakat yaşla ilgili her fiziksel değişimi hastalık olarak kabul etmek doğru değildir. Bu değişikliklerin birçoğu yaşlanma sürecinin doğal sonucudur. Bu değişikliklerin minimum miktarda meydana gelmesini sağlamak için bireyler düzenli beslenmeli sürekli ve düzenli fiziksel aktivite yapmalıdırlar.

            Yaşlılıkla birlikte gözlemlenebilir fizyolojik değişikler omurgalar arası kıkırdağın azalması ile boy kısalması, omurgayı dik tutan kasların kuvvetinin azalması ile omuzların yerçekimi etkisine karşı koyamayıp biraz düşmesi, derinin kalınlığının ve hücre içi sıvısının azalıp, gerginliğinin bozularak kırışmasıdır. Ancak derinin kırışması hayata dair yaşanmışlıkların ve anıların göstergesidir. Göz çevresinde meydana gelen kırışıklıklar hayat döngüsü içerisinde ne kadar güldüğünüzün ne kadar güzel anı biriktirildiğinin göstergesidir. Göz çevresindeki kırışıklardan utanmak veya bunlar için üzülmek değil ‘mutlu bir hayat geçirdim’ diye düşünüp gülümsemek ve hayatı mutlu sürdürmeye devam etmek gerekir. Hadi gülümseyin J

2.Psikolojik Değişimler

Yaşlı bireyler, hayat beklentilerindeki düşüşten, iyilik halinde olan azalmadan, hayattan işlev kaybı yüzünden olan kopukluklarından ve umutsuz düşüncelerinden yakınırlar. Günlük yaşam aktivitelerindeki azalma ve işlev kayıpları kişiler arasındaki iletişim kopukluklar, kendilerine özgü olan hobi ve uğraşlarına karşı olan heyecanlarının azalması onların gözünde fark edilir bir durum olmuştur. Yaşlılar alıngan, şüpheci ve evhamlı tutumlar sergiler. Yaşlı bireylerin emeklilik sonrası hayatlarındaki gelir değişimi oldukça önemli bir sorundur. Kişi maddi ve manevi anlamda başkalarına muhtaç konuma düşebilir. Kuşaklararası ilişkide; yaşlı ve genç nesil arasında dış görüntü farklılıkları da ilişkileri olumsuz yönde etkileyebilir.

Bu tarz tabu haline gelmiş düşünceleri yıkmak kişilerin kendilerine bağlı olan bir durumdur. Yaşlılık illaki muhtaçlık, illaki umutsuzluk veya evhamlılık veya şüphecilikle karakterize edilmemelidir. Yaşlılığı torunlarla birlikte mutlu ve kaliteli zaman geçirme olarak görmek veya hobilerine ağırlık vererek hayattan zevk alınan anları çoğaltmak kişilerin kendi elindedir.

Yaşlılık döneminde bireylerin olumsuz bir psikolojiye bürünmemesi için yaşlılık dönemine olan hazırlık aşamasının önemi unutulmamalıdır. Bu dönemin en iyi biçimde geçirilmesi için ilk olarak çocuklukta olan ruhsal travma ve kötü olayların üstesinden gelebilmek bu travmaların etkisiyle yaşamı sürdürmemek önemlidir.

3.Sosyolojik Değişimler

            Yaşlanma ile birlikte bireylerin sosyal yaşamlarında bir takım değişiklikler meydana gelmektedir. Bunlardan en önemlisi statü ve rol kaybının yol açtığı toplumda yaşlı bireylere karşı var olan bağımlı, eski moda, ikinci sınıf gibi tutumlar ve ön yargılardır. Bu önyargılar yanlış ve yıkılması gereken tabulardır.

Yaşam evreleri boyunca insanlar çeşitli sorunlarla mücadele ederler. Bebekler yürümeyi öğrenmek, tuvalet alışkanlığı gibi problemlerle mücadele ederken, çocuklar ise okuma-yazma öğrenebilmek, anne ve babasından uzakta kalabilmek gibi problemlerle mücadele ederler. Yaşlı bireyler ise yaşlılık döneminde fiziksel, psikolojik ve ekonomik sorunların yanında sosyal sorunlarla da mücadele ederler. Emekli olan yaşlı bireylerin sosyal yanların devam ettirebileceği yeni çevreler bulması ve bu çevrelere uyum göstermesi gerekmektedir. Yaşamının büyük bir bölümünü işe adayan bireyler emekli olduklarında kendilerini çok büyük bir boşlukta hissederler. Yaşlılık döneminde toplumla olan ilişki zayıflar ve sınırlanır dolayısıyla bireyler toplumdan uzaklaşmaya başlarlar.

Ancak yaşlanan bireyler bağımlı, eski moda veya ikinci sınıf insan değillerdir. Yaşlı bireyler hayattaki görevlerini gerçekleştirmiş olup artık ise hayatın zevkini çıkarma görevini ve kendilerine göre daha genç olan kişiler için akıl hocası olma görevini edinmiş bireylerdir. Yaşlılar dün ile bugün arasında köprü kuran, kültürümüzü ve değerlerimizi yarınlara taşımamızı sağlayan en değerli varlıklarımızdır.

4.Psiko-Sosyal Değişimler

Freud yaşam evrelerinden çocukluk dönemlerini inleyen bir bilim adamıdır. Ericsson ise Freud’a ek olarak yetişkinlik dönemlerini de incelemiştir. Ericsson’un psiko-sosyal gelişim kuramının altıncı, yedinci ve sekizinci dönemleri yetişkinlik dönemini kapsamaktadır. Bu dönemler, 1. Yakınlığa karşı yalnızlık,  2. Üretkenliğe karşı durgunluk (verimsizlik), 3. Benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk dönemleridir. Altıncı, yedinci ve sekizinci dönemler Ericsson kuramına göre genç yetişkinlik, yetişkinlik ve olgunluk dönemleri olarak isimlendirir. Ericsson’a göre bu dönemlerde diğer insanlarla ilişki kurulur.

Diğer insanlarla kurulan ilişkiler sağlıklı bir şekilde kurulabilirse sorumlulukların yüklenilmesi, cinsel ve duygusal paylaşma ve bütünleşme duyguları daha sağlıklı çözümlenir (2). Diğer insanlarla kurulan ilişkilerin sağlıksız olması ise yalnızlık ve umutsuzluk gibi sonuçları doğurur.

Orta yetişkinlik dönemi üreticiliğe karşı verimsizlik dönemi olarak isimlendirilir. Kişiler daha önceki gelişim dönemlerini başarı ile tamamlamışlarsa bu evrede bu evrede üretken ve etkin bir kişiliğe sahip olmayı başarabilirler ancak bu evrede problemli bir kimlik yapısına sahip bireyler anlamsızlık ve amaçsızlık duygularına kapılırlar. Sonuç olarak sadece kişisel çıkar ve faydalarını gözeten bireyler olarak hayatlarını sürdürür olurlar. Benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk dönemini tamamlamış olan kişiler emekli olur ve yaşlılık döneminin belirtilerini göstermeye başlarlar. Yaşlılık döneminde bireyler hayatını gözden geçirme gereği duyarlar ve sürekli kendilerini bir sorguya çekerler.

Gerontolog ve Sosyal Hizmet Uzmanı Ecem BİLGEN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s